Tarihimize ve Kültürümüze Katkılar–3

“Adları yenilemek” âdeti nereden çıktıysa, “bilen” birilerinin yoğun gayretleri sonucunda son zamanlarda birkaç yer adımız tarihe gömüldü. Bunlardan ikisini geçen iki haftada vermeye çalışmıştık. Ele alacağımız son kurban ise, “İlbadı Mahallesi”.

Bu ad, “bilen”ler tarafından “İlbade”ye çevrildi ki, öğrendiğimiz kadarıyla “İlbade”, bu yöreyi fetheden bir “bey”in “hanımının” adıymış. “Bey” buraları fethedince, hanımına ithafen yöreye “İlbade” adını vermiş. Doğrusu da buymuş. “İlbadı” yanlışmış. Bu sebeple artık “İlbadı Mahallesi” yok, “İlbade Mahallesi” var. Ne de olsa “bey”in hanımının adı. Bu arada “İlbadı Mezarlığı” da yok, “İlbade Mezarlığı” var. Eskiler bilecektir, “İlbadı Yapısı ( yörenin adıyla anılan bir bıçak)” yok, “İlbade Yapısı var.

Daha önceden de belirttiğimiz gibi, yıllardır yer adları üzerine çalışıyoruz. Bilhassa Denizli, bizim için büyük önem arz ediyor. Elimizden geldiğince de kaynaklara ulaşmaya, kaynakları takip etmeye çalışıyoruz. Denizli yöresi ile ilgili daha önceden yapılmış çalışmaların önemli bir kısmını, üzerlerine yeni bir şeyler koyabilmek amacıyla, elde ettiğimizi düşünüyoruz. Bu kaynakların içinde tabiî ki, tarihî kaynaklar da mevcut. Tarihî kaynakların içinde ise, Türklerle ilgili olanlar diğerlerinden ayrı bir yerde duruyor. Haliyle, tarihin bize ait olan kısmı daha da dikkatli bir şekilde gözden geçiriliyor.
Bu kayıtların içinde Denizli yöresini fetheden ve Türkleştiren “bey”lerin adları çok değerli tarih araştırmacıları tarafından aşağı yukarı belirlenmiş durumda. Meselâ, “Alpkara” buralarda ilk görünen komutanlardan; “Server Gazi” ve “Mehmed Gazi”yi bilmeyen yok zaten. Bunların yanında Gıyaseddin Keyhüsrev, Seyfeddin Karasungur, İnanç Bey adları da Denizli Tarihi’nde önemli yerleri olan şahsiyetler.
Yine takip edebildiğimiz kadarıyla, bu “bey”lerin hiç birinin “hanımlarının” adları kaynaklarda geçmiyor. Geçtiğini varsayalım, “İlbade Hatun” adı geçmiyor.
“İlbadı”, bugün Denizli’nin eski kabristanının bulunduğu bir mahallemizin adı idi. Bu yerin adı ilgili olarak yaptığımız çalışmalarda üç bilgiye ulaşabilmiştik. Derlemelerden elde ettiğimiz bilgilerin ilki, bu adın “labada” adıyla daha yaygın olarak bilinen “ılabada” bitkisi ile ilgili olduğuydu ki, bu bitkinin bolluğu sebebiyle bölgeye bu adın verildiği ifade edilmişti. İkinci bilgi, “İlbadı” adının bir “boy” adı olduğu yönündeydi. Ancak bu yönde yaptığımız araştırmalardan bir sonuç alamadık. Üçüncü bilgi ise, bu yerleşmenin “merkezin” -Denizli’nin- batısında olması dolayısıyla “İlbadı” adını aldığı şeklindeydi.
Şu doğru, şu yanlış tartışması yapmaya burada gerek yoktur. Yerin adı bir şekilde “İlbadı” olmuştur ve halk bunu benimsemiştir. Doğrusu da budur.
Siz bunları göz ardı edeceksiniz, muhteşem tarih bilginizle, aralarında Tuncer Baykara gibi bir adın da bulunduğu Türkologların çalışmalarını yok sayacaksınız ve diyeceksiniz ki, “burayı fetheden bir ‘bey’ var, o ‘bey’in de bir hanımı var, aha bu ‘İlbade’ onun adı… Eğer hanımının adı “İlbade” olan bir “bey” olsaydı, Tuncer Hocamız bunu atlar mıydı? Bu bilginin kaynağını gerçekten merak ediyorum. Hatta “hanımının” adını bir yöreye ad olarak veren “bey”in adını daha çok merak ediyorum. 

İlgilisi için birkaç söz:
1. “İlbade” şeklinde bir kişi adına rastlayamadık. Bayan adına hiç rastlayamadık.
2. “İlbade” kelimesindeki ‘a’ sesi uzun ise bu kelime il+bâde olur ki, o zaman hiçbir anlam taşımaz. Ayrıca bir adı “sarhoş” etmiş olursunuz ki, “bâde” içki, şarap anlamındadır.
3. Eğer ille de “anlam” istiyorsanız, “ilbade” “hırka, ceket” demektir.

Ne diyeyim…

“İlbadı” Mahallemizi sarhoş edip ona “ceket” giydirdiğiniz için ve böylece tarihimize ve kültürümüze katkıda bulunduğunuz için sizleri tebrik ediyorum.

Sağlıcakla. 11.04.2008 Denizli Gazetesi